Cumartesi , 19 Eylül 2020

Elif Şafak İle İnternet ve Sansür Hakkında Röportaj

Edebiyat dünyamızın önemli isimlerinden Elif Şafak, Bilgi Çağı için internete getirilmek istenen filtreleri, teknolojinin kitaba etkisini ve sosyal medyanın ülke gündemine etkilerini değerlendirdi.
Elif Şafak, kitaplarıyla sadece ülkemizde değil tüm dünyada tanınan önemli bir isim. Sosyal medya üzerinde de aktifliğiyle dikkat çeken Elif Şafak’la; 22 Ağustos’ta yürürlüğe girmesi beklenen internet paketlerine filtre uygulamasını, sansürü, teknolojinin edebiyat dünyasına olan etkilerini ve sosyal medyanın Türk demokrasisine olan etkilerini konuştuk.

Bir yorumunuzda edebiyatın azalmasının empatinin azalmasıyla eşdeğer olduğunu belirtmiştiniz. Sizce Türkiye’de internet paketlerinin filtrelenmesi ve sansür kararlarının alınmasında –karar alıcıların gözünden de bakarak- empatiyi konumlandırabilmek mümkün mü?

Empati bence insanlığın barış, huzur, ahenk ve demokrasi içinde yaşayabilmesini mümkün kılacak en temel özelliklerden biri. Kendini bir başkasının yerine koyabilme kabiliyeti. Türkiye’de internet paketlerinin filtrelenmesi tartışmasında çok çabuk alevlendiğimizi düşünüyorum çünkü toplumca birbirimize güvenmiyoruz. Hep bir “bit yeniği” bekliyoruz, arkasından ne çıkacak diye bir şüphemiz var. Oturup sakince, anlamaya ve anlatmaya çalışarak bakmıyoruz meselelere. Öte yandan karar alıcı konumundaki insanların da toplumu, gençleri, global dünyayı doğru okuyarak hareket etmeleri gerektiğine inanıyorum. Onların da daha şeffaf bir şekilde anlatmaları gerek tam olarak ne yaptıklarını, neyi amaçladıklarını. Bireysel özgürlükleri kısıtlamadan bir takım filtreler nasıl geliştirilir, bunu sakin bir şekilde konuşabilirdik halbuki. Sakin, samimi ve şeffaf bir yaklaşımla…

Twitter’da paylaştığınız bir mesajınızda ise “Bilim ve teknoloji çağında kimsenin kitaplara ayıracak vakti yok sanılıyor” yorumunu yapıp, Italo Calvino’nun “çünkü bu hayatta dostlar, öyle şeyler var ki bize bunları sadece edebiyat verebilir…” sözünü aktarmıştınız. Sizce günümüzde teknoloji, e-kitaplar aracılığıyla kitaba, edebiyata katkıda bulunan bir yapıya mı sahip yoksa bizi kitaplardan uzaklaştırıyor mu?

Bence teknolojinin iki yönlü bir işleyişi var. Tek bir düzleme indirgemek mümkun değil. Bir yandan bakınca hız çağında yaşıyoruz. Her şeyin en kolay, en pratik, en çabuk tüketildiği bir dönemde hakiki edebiyatın varlık alanı daralmış gibi görünüyor. Öte yandan, gene bu dönemde hikayelere olan ihtiyacimiz her zamankinden de fazla. Çünkü yaşamak için, birbirimizi, bu dünyadaki varlığımızı anlayabilmek için hikayelere muhtacız. Teknoloji hikaye anlatma sanatını bir yandan da yaygınlaştırdı, demokratikleştirdi, herkese açık hale getirdi. Bunları da küçümsememek lazım. E-kitaplar olmalı, gelişmeli. Ben bu yenilikleri destekliyorum. Benim için önemli olan hikaye anlatma sanatının, bu kadim ve evrensel sanatın devamı. Şekil değişir ama öz kalır.

Paylaşımlarınız arasında yeni kitabınızın ilk cümlesini sosyal medyadan duyurmak da bulunuyor. Kitaplarınızdan birini, okurlarınız ve takipçilerinizle bu tür etkileşimli bir ortamda birlikte yazma fikrine nasıl bakarsınız?

Ara ara bu tür öneriler geliyor. Doğrusu okurlarımdan gelen yorumları, fikirleri, o doğal ve candan enerjiyi çok da önemsiyorum ama romancılık çok yalnız bir uğraş. Tamamen yalnızlıktan beslenen bir süreç. Yazarken kendi içinize seyahat etmeniz gerekiyor. O tefekkür halini, esrikliği, tam da ne yaptığını bilmezliği, sezgiselliği, o içsel yolculuğu kaybetmemek gerektiğine inanıyorum.

Euronews’te yayınlanan, Türkiye – Avrupa Birliği odaklı bir röportajınızda farklılıkların bir araya gelmesinden doğabilecek sinerjiyi vurgulamıştınız. Gerek Türkiye’de internet paketlerinin çocukların güvenliği öne çıkarılarak filtrelerle sınırlandırılmak istenmesi, gerekse farklı gerekçelerle sansür uygulamalarının daha fazla gündemimize girmesi bu sinerjinin gelişimini ve yaygınlaşmasını nasıl etkiler?

İnternetin bizleri nasıl etkilediği ve özgürlükleri kısıtlamadan bazı sinirlarin nasıl getirilebileceği sorusu sadece Türkiye’de değil bütün dünyada tartışılıyor aslında. Geçenlerde ilginç bir örnek yaşandı Rusya’da. Orada aşırı sağ, neo-Nazi bir oluşum var. Bunlar korkunç şiddet eylemlerine imza attılar. Kendileri gibi düşünmeyen, giyinmeyen yüzlerce insana saldırdılar, cinayetler işlediler. Örgütlenme alanları ise ekseriya internetti. Mahkemede hareket üyelerinden bir çoğu neo-Nazi sitelerden ne kadar etkilendiklerini anlatti. Yani bu meseleler orada da yoğun olarak tartışılıyor. Bence nefret dilinin yayılmaması çok önemli. Öte yandan ifade özgürlüğü, senin gibi düşünmeyen insanın sesini de dinleyebilme hakkı… Bunlar bir demokrasinin olmazsa olmazları. Siteler şiddet yanlısı olmadıkça, nefretin dilini geliştirmedikçe ve çocuk pornografisi ya da bireylerin mahremiyetine saldırı gibi özellikler taşımadıkça, elbette hep özgürlükten yanayım.

15 Mayıs’ta yaklaşık 40 – 50 bin kişi İstanbul’da, Beyoğlu’nda filtreli internet paketlerini protesto etmek amacıyla bir araya geldi. Sosyal medya üzerinde organize olan bu grup, bir anlamda ilk kez sanaldan çıkarak gerçek hayatın gündemine yerleşti. Bu protestoya katılanların bazılarının ileride ülke yönetiminde yer alma ihtimalini de düşündüğümüzde, Türkiye’yi nasıl bir gelecek bekliyor?

Türkiye son derece karmaşık, çok sesli ve enerjisi de nüfusu da genç bir ülke. Hem bu kadar yaşlı, köklü, hem bu kadar genç ruhlu olan ender toplumlardan. Sosyal medyanın kullanıcılarının katlanarak arttığı, internetin özel bir önem taşıdığı bir diyar burası. Facebook, twitter ve genelde sanal alemde yer alanlara baktığımda, bir yanıyla, gündelik hayatta olmayan bir akışkanlık var ki bu benim çok hoşuma gidiyor. Her kesimden, her görüşten, her kılık kıyafetten insana açık bir dünya sanal alem. Ve çok farklı kişileri buluşturabiliyor. Yerel ile globali birbirine bağlıyor. Bunlar hem olumlu bulduğum özellikler hem de bir yanıyla düşündürücü.

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, geçtiğimiz aylarda Türkçe ve İngilizce 138 kelimenin internet ortamında kullanılamayacağını açıklamıştı. Bu tür engelleme ve yasaklamalar, sanal ortamdaki iletişimi ve uzun vadede edebiyatı, yazılan kitap sayısını nasıl etkiler?

Ben bu soruya izninizle daha genel bir cevap vermek istiyorum. Sansürden çok dili yanmış bir toplum bizimkisi. Fikir özgürlüğüne, güçlü ve renkli bir sivil topluma çokça ihtiyacı olan bir toplum. Bunu hazmetmek, hayatın her kademesinde içselleştirmek önemli, benim gibi düşünmeyene de saygı gösterebilmek. Biz çok sesli bir toplumuz. Güzel olan, hem zor hem zenginleştirici olan boyut da bu. Tek sesli toplumlardan sanat çıkmaz, edebiyat çıkmaz. Öte yandan, internette hate speech (nefret soylemi) önemli bir alt başlık. Bu tür oluşumları körükleyen, insanları birbirine kırdıran söylemlere özgurlük nereye kadar tanınabilir sorusu bence önemle üzerinde durulması gereken bir soru. Hem bizde hem tüm dünyada…

Bilgicagi.com

Hakkında Hasan Yener

SM Haber Genel Yayın Yönetmeni SEO - Digital Pazarlama - Sosyal Medya Pazarlama iletisim@sosyalmedyahaber.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir